Büyük Selçuklu Devleti(1037-1194)

Büyük Selçuklu Devleti, Oğuzların Üçoklar kolunun Kınık kolundan gelen Türkmenlerin kurduğu, 1037 ile 1194 yılları arasında İran, Irak, Horosan, Anadolu çevrelerinde hüküm sürmüş bir Türk devletidir. Kurucusunun Selçuk Bey’in torunlarından Tuğrul Bey olduğu kabul edilmektedir.Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Doğu Anadolu’ya egemen olmuşlardır. Kapladıkları alan doğuda Balkaş ve Issık Gölleri, Tarım Havzası; batıda Ege ve Akdeniz sahilleri , kuzeyde Aral Gölü, Hazar Denizi, Kafkasya, Karadeniz; güneyde Arabistan dahil Umman Denizi’ne kadar ulaşıyordu.Selçuk Bey’in torunlarından Tuğrul Bey ve Çağrı Bey, başında bulundukları boyla birlikte Gazne Devleti topraklarında, Gazne boyundurluğunda yaşamaktaydı. 1035 yılında Gazneliler ile Tuğrul Bey arasında çıkan savaşın sonucunda Tuğrul Bey Gaznelilere karşı ilk zaferini elde etti. 1040 yılında 20 bin atlıdan oluşan Selçuklu ordusu ile 40 bin asker ve 300 filden oluşan Gazne ordusu arasında Dandanakan Ovası’nda Dandanakan Savaşı meydana geldi. Bu savaşın galibi Selçuklular oldu ve Gazne Devleti bu savaştan sonra yıkılma sürecine girdi.Doğudaki Gazne tehlikesini ortadan kaldıran Tuğrul Bey, batıda İran şehirlerini ve doğuda Hindikuş Dağları’na kadar ulaştı. Gaznelilerle barış antlaşması imzalandı ve sınır Hindikuş Dağları olarak belirlendi.Doğudan gelen Türkmen boylarının sulak arazilere yerleştirilmesi için batıya açılım politikası izleyen Selçuklular İran’ı aşarak Gürcistan ve Bizans topraklarına akınlar düzenlemeye başladı. 1048 yılında Pasinler Savaşı olarak bilinen savaşta, Selçuklu ordusu Bizans ve Gürcülerden oluşan orduyu yenerek Anadolu’ya girişe temel olacak olan seferi yaptılar. Bu seferden sonra Bağdat’a İbrahim Yenal ayaklanmasını bastırmak için girdi ve Abbasi halifesine yardımcı oldu.Tuğrul Bey’den sonra yerine geçecek oğlu olmadığı için Selçuklu Devleti iktidar savaşına sürüklendi. Bu gelişme sonunda iktidar mücadelesini kazanan Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan, amcasının yerine iktidara geçti. Batıya yönelme politikası izleyen Alp Arslan Bizans üzerine seferler düzenledi. 26 Ağustos 1071 tarihinde meydana gelen Malazgirt Savaşı sonucunda Bizans’a karşı büyük zafer elde eden Alp Arslan,  Anadolu’nun Türklerin eline geçmesini sağladı. Komutanlarıyla birlikte Anadolu’ya girdi. Türkmen boylarını Anadolu’ya yerleştirerek ve burada bayındırlık çalışmalarına başlayarak Anadolu’nun Türkleşmesinin temellerini attı.Alp Arslan’ın Yusuf Harzemi tarafından 1072 yılında öldürülmesinin ardından Selçuklular’da iktidar kavgaları yine başladı. Amcası Kavurd ile giriştiği iktidar mücadelesini kazanan Melikşah Selçukluların yeni hükümdarı oldu. İktidar savaşından faydalanıp Selçuklulara saldıran Gazneliler ve Karahanlılar’a karşı seferler düzenledi. Başkenti Rey‘den daha stratejik bir kent olan İsfahan’a taşıdı.Türk devlet adamlarından, Nizam-ül Mülk Melik Şah döneminde vezirlik yaptı. Askeri alanda İkda sistemini getirdi. Selçukluların ilk üniversitesi olan İslâm Üniversitesi’ni Bağdat’ta kurdu.Anadolu’da Üsküdar’a kadar ilerleyen Melikşah; Ermeni, Gürcü ve Bizans kuvvetlerine ağır darbeler indirdi. 1087’de Bağdat’ı ziyaret eden Melikşah, dönemin halifesi tarafından Doğu’nun ve Batı’nın sultanı ünvanını aldı. Bağdat ziyareti dönüşünde Suriye, Filistin ve Yemen’e kadar olan bölgeyi himayesine aldı.Melikşah, kendi döneminde çıkan Hassan Sabah isyanı ile uğraşmak zorunda kaldı. Hassan Sabah müritleri vezir Nizam-ül Mülk, komutan Porsuk’u öldürdüler. Aynı şekilde Hassan Sabah, 1092 tarihinde Bağdat’ta Melikşah’ı zehirleterek öldürttü.Melikşah’ın ölümü ile Selçuklu Devleti yıkılış dönemine girdi. Selçuklulara bağlı diğer bölgelerde ayaklanmalar çıktı ve bazı eyaletler bağımsızlıklarını ilan etti. Melikşah’ın yerine henüz beş yaşında olan I. Mahmud tahta geçti fakat 1092 tarihinde kardeşi Berkyaruk iktidarı ele geçirdi. Berkyaruk döneminde Haçlılar Fatımilerle ittifak yaparak Antakya ve Kudüs şehirlerini ele geçirdi. Anadolu Selçukluları, Irak Selçukluları, Suriye Selçukluları adlı devletler ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan etti.Berkyaruk’un iktidardan çekilmesiye yerine kardeşi Muhammed Tapar geçti. Muhammed Tapar Bağdat’a sefer düzenleyerek iktidarını güçlendirdi. Amcasının oğlu Mengübars ile mücadeleye girişti. Batıniler üzerine seferler düzenledi.İktidar savaşlarından faydalanan Haçlı birlikleri Kudüs üzerinden Suriye’ye yayılmaya başladı. Haçlılar’a bir kaç sefer düzenleyen Muhammed Tapar, bu seferlerden istenilen sonucu elde edemedi. Muhammed Tapar’dan sonra yerine oğlu II. Mahmud geçti.II. Mahmud’un hükümdarlığını kabul etmeyen Sencer II. Mahmud’a savaş ilan etti. 14 Ağustos 1119 tarihinde yapılan Save Savaşı’nı kazanan Sencer son Selçuklu hükümdarı oldu. Doğuda Gazneliler ve Karahanlılar ile savaşan Sencer, Doğu Karahanlı Devleti’ni yıkarak Seyhun boylarına kadar ilerledi. Karahitaylar’a karşı Katvan Meydan Muharebesi’ni kaybetti. Bu bozgunun ardından Selçuklu Devleti Türk ve Moğol istilalarına uğradı. Katvan yenilgisinden sonra ordusunu toparlayan Sencer, 1152 yılında Gurları yendi.1153 yılında vergi yüzünden anlaşmazlık yaşadığı Oğuzlara karşı harekete geçen Sencer bu savaşı kaybetti ve esir düştü. Oğuzların elinden kurtulan Sencer, iktidara geldikten sonra ülkeyi toparlayamadı. Sencer, 9 Mayıs 1157 tarihinde yetmiş üç yaşında vefat etti. Mervde daha önce yaptırdığı Dârü’l-Apir türbesine defnedildi. Büyük Selçuklu Devleti bu gelişme ile resmen yıkılmış oldu.Selçuklu hükümdarları genellikle sultan unvanını kullandılar. Hükümdarlık sembolleri, hutbe okutmak, sikke bastırmak, tuğra, Nevbet (davul), sancak, taç, taht ve otağ idi.Ülke, eyaletlere, sancaklara, kazalara ve köylere ayrılırdı. Eyaletleri hükümdar soyundan biri yönetiyorsa bu kişilere Melik, hükümdar soyundan olmayan biri yönetiyorsa bu kişilere Şıhne adı verilirdi. Sultanları yetiştiren ve eğiten kişilere atabey denir

Selçuklularda devletlerinde hukuk ikiye ayrılırdı. Şerri hukuk (Dini hukuk) ve Örfi hukuk (Töre). Bu iki hukuk sistemini de da kadılar yönetirdi. Şerri mahkemelerin başında kadıül-kudat (baş kadı), örfi mahkemelerin başında emir-i dadlar vardı. Ayrıca hükümdarların başkanlık ettiği Divan-ı Mezalim adlı bir mahkeme daha vardı. Bu mahkemede devlete karşı ağır suç işleyenler yargılanırdı.Selçuklularda toprağın sahibi devletti. Sultan çeşitli sosyal kuruluşların devamı için kendi toprağından vakıf arazi ayırırdı. Bu toprağın geliriyle o kuruluşların giderleri karşılanırdı. Sultan miri araziden kahramanlara veya istediği kişilere toprak bağışlayabilirdi. Bu topraklara mülk toprak adı verilmiştir.Büyük Selçuklu ülkesinde tarım yapılan topraklar ikta denen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süre için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usulle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. İkta sahipleri ise, toprakları işleme karşılığında belli sayıda asker besliyor ve savaş zamanlarında orduya katılıyorlardı. Haraci olarak adlandırılan toprakların geliri de doğrudan devlet hazinesine aktarılıyordu.Alp Arslan dönemine kadar beylere bağlı göçebe Türkmenlerden oluşan ordu Nizamülmülk tarafından yeniden yapılandırıldı. Nizamülmülk, aylıklı askerlerden oluşan sürekli bir ordu kurdu. Bu aylıklı askerlere gulam deniyordu ve bunlar temel olarak başkentte iktidarı korumakla görevliydi. Savaş sırasında asıl ordu ise ikta sahiplerinin yönetimindeki atlı askerlerden oluşurdu. Ayrıca bağlı devletler de savaş zamanlarında sultanın ordusuna asker gönderiyorlardı.Büyük Selçuklu Devletinde ordu, Hassa ordusu ve tımarlı sipahilerden meydana geliyordu.Sarayda özel olarak yetiştirilip, doğrudan sultana bağlı olan Gulaman-ı saray askerleri çeşitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört defa maaş alırlardı. Hassa ordusu; melik, vali, vezir ve diğer yüksek rütbeli devlet memurlarının emri altında, her an harekete hazır askerler olup maaşlıydılar.Sipahiler; süvari kuvvetleriydi. Sipahi ordusu mensuplarından her biri, ülkenin çeşitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen toprakların gelirlerinden geçimlerini sağlıyordu. Selçuklular, askeri iktalar sayesinde, maaş ödemeden bir orduyu beslemiş, mühim bir Türkmen nüfusunu toprağa ve devlete bağlayarak iskan etmişti. Bu sayede üretimin artmasını, halk ile hükümet arasında yeni askeri ve idari bir kadronun kurulmasını temin etmişti. Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardı.Büyük Selçuklularda ordu mevcudu, 400.000’e kadar çıktı. Bunun 46.000’i merkezde, geri kalanı devletin diğer bölgelerine dağılmış durumdaydı. İkta sistemiyle, ülke menfaatlerini ahenkleştirip, kudretli askeri ve idari teşkilata sahip oldular. Ayrıca gönüllü Gaziyan ve çeşitli askeri sınıflar da vardı.Selçuklu Ordusunun gezici hastaneleri ve Çerge denilen hamamları vardı. Orduda hafif silah olarak ok, yay, kılıç, kalkan, mızrak, harbe, sökü, bozdoğan da denilen topuz, gürz, balta, nacak, çekre, zemberek, pala, cevşen (zırh) ve çokal kullanılırdı. Ordunun silahları ülke içinden, en iyi malzeme kullanılarak, sanatında becerikli ustalar tarafından imal edilirdi. Büyük Selçuklularda deniz kuvvetleri olmamasına rağmen, bağlı devletlerde vardı. Ordunun ihtiyacının karşılanması ve meselelerin halline Divanü’l-ceyş bakardı.

Selçukluların başlıca devlet gelirleri şunlardır:

  • Öşür (Müslüman halktan alınan toprak vergisi)
  • Haraç (Gayr-ı müslim halktan alınan toprak vergisi)
  • Cizye (Gayr-ı müslim halktan alınan kafa vergisi)
  • Gümrük geliri
  • Maden geliri
  • Ganimet (Şavaşta elde edilen ganimetin 1/5’i devlete aitti.)

Selçuklularda altın paraya Dinar, gümüş paraya Dirhem adı verilirdi.

1. Yüzyılda İpek Yolu.

Büyük Selçuklu Devleti’ndeki Oğuz boyları ve başka bazı topluluklar göçebeydiler. Oğuz boylarının başında bir bey bulunuyordu. Bu göçebe topluluklar geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlardı ve otlak bulmak için de mevsimlere göre yer değiştiriyorlardı. Devlet göçebe topluluklardan otlak vergisi alıyordu. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, zanaatçılık ve ticaretle uğraşıyordu. Kentlerdeki tüccar ve esnaf, işkollarına göre loncalar biçiminde örgütlenmişti. Merkezi devlette görevli memurlar ile sürekli ordudaki askerler maaş alıyorlardı.

Büyük Selçuklular ticaretin gelişmesini destekliyor ve kervan yollarının güvenliğini sağlıyorlardı. Bu dönemde en önemli uluslararası ticaret, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan İpek Yolu ve Baharat Yolu aracılığıyla gerçekleşiyordu. Tarımın gelişmesi için sulama kanalları vardı. Yün, pamuk, ipek dokumacılığı çok gelişmişti.

Büyük Selçuklu Devleti’nde öğrencilerin, yolcuların ve yoksul halkın doyurulduğu sosyal yardım kurumu olan imarethaneler vardı. Devletin yönetici, memur kadroları, Nizamülmülk’ ün kuruluşuna öncülük ettiği Nizamiye medreselerinde yetiştiriliyordu.

Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adını taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdat’ta açıldı. Daha sonra Isfahan, Rey, Merv, Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Medrese sisteminde programlı ve belli bir yönteme dayanan eğitim ilk kez bu medreselerde verildi. Medreselerde din konularının yanı sıra matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu ve medreselerde zengin kitaplıklar vardı. Medreselerin dışında da ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuş kitaplıklar bulunuyordu. Melikşah döneminde önce Isfahan’da, sonra Bağdat’ta birer gözlemevi kuruldu. Büyük Selçuklular Arapça’yı din ve bilim dili, Farsça’yı edebiyat ve devlet dili, Türkçe’yi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı.Antalya’da Yivli Minare. 13. yy. Selçuklu eseridir.

Büyük Selçuklular, var olan kentleri bayındır hale getirirken yeni kentler de kurdular. Ülkenin pek çok yerinde yeni kurumlar ve yapılar inşa ettiler. Bunlar cami, medrese, kervansaray, hastane, köprü, çeşme, imaret, han, hamam, türbe ve kümbet gibi yapılardı.

Büyük Selçuklular, ince ve uzun minarelerle cami mimarisine  yeni bir anlayış getirdiler. Isfahan’daki Mescid-i Cuma bu anlayışla yapılmış en eski örnektir. Büyük Selçuklu anıtmezarları olan kümbetler de yaygın mimari yapılardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan ise piramit ya da konik bir çatıyla örtülüyordu. Dört köşeli, çok köşeli ya da yuvarlak formdaki Büyük Selçuklu kümbetleri genellikle iki katlı olarak yapılıyordu. Bu kümbetlerin alt kat mezar, üst kat ise mescit olarak kullanılıyordu.Büyük Selçuklu sanatında hat (yazı), minyatür, ahşap ve taş oymacılığı, çinicilik, maden işleme, cilt ve çeşitli süsleme sanatları da gelişmişti.

Söz veya Şiir