Sabahattin Ali Aşk Hakkında Söz” üzerine bir düşünce

  • 30.04.2013 tarihinde, saat 23:19
    Kalıcı bağlantı

    Sabahattin Ali çok büyük bir değerdir kanımca. Pek çok eserini, pok çok şiirini, romanını, hikayesini okudum. O kadar genç yaşta öylesine güzel eserler veren bir dehaya nasıl kıyıp katlederler anlayabilmiş değilim.

    Sabahattin Ali deyince melankoli gelir aklıma ve iki farklı şiirinde yer verdiği şu dörtlükler boğazımda düğümlenir:

    “Ekmeğim bahtımdan katı
    Bahtım düşmanımdan kötü,
    Böyle kepaze hayatı
    Sürüklemekten yoruldum”

    “Aşkına yoktur enzade,
    Aklını aldı o taze,
    Aleme oldun kepaze,
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?”

    Sabahattin Ali’nin (sizin de yukarıda yazdığınız gibi) öyle sözleri vardır ki atasözü niteliğindedir.
    “İnsan” der bir cümlesinde… “İnsan öyle bir kelime ki fenalığını anlatmak için kendisinden başka bir kelimeye ihtiyaç yoktur.” der.

    “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi” der bir cümlesinde.

    Değişik tespitleri ve ilginç/aykırı/iddialı/sıra dışı fikirleri vardır kendisinin.

    İlginç fikirlerinden birinde şöyle der: “Hepimiz acınmaya layıkız, ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yok.”

    “Bir insanın bir vicdanı varsa eğer, solcu olmaktan başka bir seçeneği yoktur.” demesi de iddialı ve aykırı fikirlerinden yalnızca bir tanesidir.

    “Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
    Kimi gider vatan için can verir, yalan!
    Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
    Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
    Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır,
    Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.
    Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır,
    Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
    Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
    Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
    Zaman zaman mağlup olsam bile etime,
    İnsan olmak dokunuyor haysiyetime”

    Katledilmesine sebebiyet veren de (kanımca ne kadar aykırı olursa olsun hiçbir fikir, hiçbir düşünce, hiçbir anlayış ve siyasi/dini görüş, bir insanın canına kıymak için bir neden olamaz, olmamalıdır) bu aykırı fikirleri olsa gerek.

    Sabahattin Ali denilince “Mahpushane” gelir aklıma. Denize sıfır bir yerde, önlerine örülmüş yüksek taş duvarlar nedeniyle denizi hiç göremeden hapis yatmak… Dışarıdaki deli dalgaların her beş saniyede bir duvarları yalamasını duymak ama onları görememek… Mahpus damlarından ettiği feryatlar ve sonraları pek çoğu şarkı sözü olarak bestelenmiş dizeleri gelir aklıma:

    “Görmesen bile denizi
    Yukarıya çevir gözü
    Deniz dibidir gökyüzü
    Aldırma gönül, aldırma”

    “Dışarıda mevsim baharmış
    Gezip dolaşanlar varmış
    Günler su gibi akarmış
    Geçmiyor günler geçmiyor”

    Hele ki şiir olarak yazıldığı sırada kıyametleri koparan ancak sonradan şarkı sözü olarak kullanıldığında en dinci kesimin bile ağzında tıngır mıngır yuvarlanan:

    “Dertlerin kalkınca şaha
    Bir küfür yolla Allaha
    Görecek günler var daha
    Aldırma gönül aldırma” sözleri var ki, yutkundukça genzimi yakar.

    Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan adlı kitabında “ İnsanların en zayıf yanları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden, inanmak için çırpınan kalabalıktır.” der ki, merhumun bu cümlesine ölümüne arka çıkarım.

    “Hissedince sana vurulduğumu
    anladım ne kadar yorulduğumu
    Sakinleştiğimi, durulduğumu
    Denize dökülen bir pınar gibi…”

    Aşkını bu denli mükemmel bir şekilde dile getiren, seven, toplumsal olaylara karşı duyarlı, kendi öz benliğiyle bu denli barışık, gerçekçi, tavrı ve duruşu bu denli düzgün ve belli olan, Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, Ses, Değirmen, Dağlar ve rüzgâr gibi harika eserler veren, yukarıda çokça yer verdiğim mükemmele yakın satırlar kaleme alan birisini (hele de inancı olan birileri) katletmişlerse bunun hesabını öbür tarafta nasıl verecekler merak ediyorum…

    Genç yaşında öldürülmeseydi, o duru Türkçesi ve muhayyile gücüyle nasıl eserler ortaya çıkarırdı kim bilir!

    “Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik… Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. Han, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Milletin derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Bu ne affedilmez suçmuş meğer!” diyen bir insanı daha çok okumak, daha çok okumak, daha çok okumak isterdim vesselam.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir